Takip edin :
Son güncelleme 21 Ekim 2014 - 01:43

Psikoloji - Psikiyatri - Psikolog - Depresyon - Kaygı

Hasta Olma Korkusu: Hastalık Fobisi

Tarih : 27.09.2010 Pazartesi Saat : 08:01|Çıktı al

Hasta Olma Korkusu: Hastalık Fobisi

Hastalık fobisi olanlar genellikle hastalık etkenlerinden, hastane ortamlarından ve mikrop kapabilecekleri her durumdan uzak durmaya, bu tehlikelere karşı önlem almaya çalışıyor. son zamanlarda bir...

Bu makale 9.735 kez okunmuştur

Hastalık fobisi olanlar genellikle hastalık etkenlerinden, hastane ortamlarından ve mikrop kapabilecekleri her durumdan uzak durmaya, bu tehlikelere karşı önlem almaya çalışıyor. Son zamanlarda bir yaşam biçimi olan ‘sağlıklı yaşam takıntısı’ da, abartıldığında, hastalık fobisine dönüşebiliyor. Maltepe Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Peykan Gökalp sorularımızı yanıtladı.


Hastalık fobisi nedir?
Hasta olmak ve mikrop kapmakla ilgili mantıklı olmayan, orantısız korkudur. Hastalık fobisi olanlar, genellikle hastalık etkenlerinden, mikroplardan uzak durmak için aşırı tedbir alır, titizlik davranışı gösterir ve belli yerlerden kaçınır. Bu durumda hastada aşırı derecede temizlik veya kontrol takıntısı ortaya çıkabilir.


Hastalık fobisi, ‘hastalık hastalığı’ ?
Hayır. Hastalık hastalığı (hipokondriya) aşırı evham nedeniyle her an bir yerinde hastalık çıkacağından endişe edip doktor doktor dolaşmaktır. Bu kişiler sağlıklarıyla ilgili aşırı endişelidir. Örneğin baş ağrısı varsa, en kötü olasılığı düşünür; vücudunun herhangi bir yerinde sertlik fark etmişse en ağır hastalıkları aklına getirir. Sık sık hastaneye ya da doktora gider ve birçok tetkik yaptırır. Oysa hastalık fobisinde kişi ‘Ya bir hastalığım olursa?’ diye kaygı duyar. Bu nedenle aşırı tedbirler alır ama hastane ortamlarından ve tıbbi müdahalelerden kaçınır.


Peki hastalık fobisinin belirtileri neler?
Kişi hastalığa neden olabileceğini düşündüğü ortam veya etkenlere maruz kaldığında çok yoğun bir şekilde kaygı duyar. Korku, panik duygusu yaşar. Kötü bir şey olacak, bayılacak, hastalanacak, hatta hayatını kaybedecekmiş gibi hisseder. Sözgelimi, kişi AIDS ya da Hepatit B olmaktan korkabilir. Bu hastalıkların bulaşmasını önlemek için parmağındaki çok küçük bir çatlağa bile yara bandı yapıştırabilir. Çünkü olası bir kan temasında o çatlaktan hastalık bulaşacağını düşünür. Eğer hastalığa yol açacağını düşündüğü bir etkene maruz kalırsa ‘Acaba AIDS oldum mu?’ diye kaygılanır ama bir türlü test yaptırmaz. Sonunda bir an gelir testi yaptırır, bir süre rahatlar. Ama huzursuzluğu daha sonra yine devam eder.


Sağlıklı yaşam takıntısı hastalık fobisini artırabilir mi?
Refah düzeyi yükselip, sağlıklı yaşam ve sağlıklı beslenmeyle ilgili yayınlar, uyarılar arttıkça toplumda hastalanma, sağlığını kaybetme korkusu da artış gösteriyor. Bir araştırmaya göre, Hindistan’ın yoksul bir bölgesinde yaşayanlar, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayanlara göre hastalıktan daha az korkuyor. Bazı gıdalardan kaçınma, yeme içme veya egzersiz konusunda aşırı takıntılı olma bu tabloyu tamamlıyor. Eğer sağlıklı yaşam takıntısı kişinin gündelik faaliyetlerini olumsuz etkiliyorsa fobi ortaya çıkmış demektir.


Kan ve yaralanma fobisi nedir?
Halk arasında ‘kan tutması’ olarak adlandırılır. Kan görünce kişide bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi, çarpıntı ortaya çıkar. Hatta gerçekten bayılma söz konusu olabilir. Kişi genellikle laboratuvarda kan aldırma, diş çektirme gibi tıbbi müdahalelerden kaçınır. Hastaneye, hasta ziyaretine gidemez; televizyonda ameliyat, yaralıya müdahale, doğum gibi tıpla ilgili sahnelere bakamaz. Kan, hastalık, ameliyat, ölüm anı anlatıldığında dinleyemez. Eğer kan, hastalık ve yaralanmayla ilgili bir görüntüyle karşılaşırsa önce kalp atımı hızlanır, birkaç saniye içinde ise kalp hızı yavaşlar. Daha sonra tansiyon düşmesi, aniden ter basması ve baygınlık ortaya çıkabilir.


Nedenleri neler?
Tek bir nedenden söz etmek mümkün değil. Çocukluk veya ergenlik döneminde yaşanmış bir hastalık veya ameliyat bu tür fobilere yol açabilir. Ayrıca aşırı evhamlı bir ailede büyüyenlerde de bu fobiler sık ortaya çıkar. Hastalık ve kan-yaralanma fobisi özellikle panik bozukluğu, agorafobi, obsesif kompülsif bozukluk (şiddetli takıntı ve buna bağlı davranışlar), travma sonrası stres bozukluğu ve depresyonla aynı zamanda görülebiliyor. Bu olgularda durumun ciddiyeti artıyor. Bu arada tıp öğrencilerinde ve hemşirelerin eğitim döneminde kan veya yaralı görüldüğünde fenalaşma durumuyla sık karşılaşılır. Ama genellikle kişi bu ortamlara alıştıkça rahatlar.


Ne zaman doktora başvurmak gerekir?
Eğer kişinin gündelik yaşantısında bir bozulma varsa mutlaka bir ruh sağlığı kurumuna veya ruh sağlığı uzmanına başvurmak gerekir. Öte yandan, kaçınmalar kişinin hayatını kısıtlıyorsa; kişi iş yerinde, sosyal yaşamda istediği şeyleri yapamıyorsa, ya da ancak alkol ve reçetesiz rahatlatıcılarla yapabiliyorsa yine doktora gitmeli.


Tedavinin önünde engeller var mı?
Evet, bu kişiler hastane ortamlarından kaçtıkları için tedaviye başvurmaları zor olur. Ancak fobiye eşlik eden depresyon gibi başka bir ruhsal bozukluk varsa başvuru artıyor. Çünkü hastanın sıkıntısı çok daha artıyor.


Peki tedavi nasıl yapılıyor?
Önce korkunun nasıl başladığı, hangi durumlarda artıp azaldığı, belirtilerin şiddeti, sıklığı, kaçınma düzeyi belirlenir. Kişiye hastalık ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verilir. Tedavide diğer fobilerde kullanılan dereceli alıştırmalar, aniden yüz yüze bırakma, düşüncelerin irdelenmesi gibi yöntemler kullanılır. Alıştırmalar genellikle hastane bekleme salonunda yapılır. Yardımcı yöntem olarak bazı nefes -gevşeme egzersizlerinden, hayali olarak korkulan durumu yaşama ve başa çıkma gibi yöntemlerden yararlanılır.

Tedavi ne kadar sürüyor?
Eğer başka bir ruhsal sorun yoksa bazen tek seans bile yeterli olabilir. Ancak terapiler çoğunlukla bir veya birkaç ay sürüyor. Şiddetli bir yeti kaybı, depresyon gibi ek bir sorun varsa terapilerin yanında ilaç kullanımı gerekli olabilir. Tedavide antidepresan ve kısa süreli kullanılan sakinleştiricilerden yararlanılıyor. Antidepresan tedavi genellikle 6 ay -1 yıl kadar devam etmeli. Bazı durumlarda bu süre daha uzun olabilir. Tedaviye beklenen yanıtı vermeyenlerde psikanalitik psikoterapilere başvuruyoruz. Korkunun kökenini belirlemeye yönelik bu terapi türü, genellikle birkaç yıl sürüyor.


Özgür Gökmen Çelenk/Radikal

Kullanıcı yorumları

Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.
İlgili Foto Galeriler
İlgili Video Galeriler

Bu Makaleler de İlginizi Çekebilir

Fobiler - Korkular ana sayfa
Hiçbir gerçek, onu görmemeye çalışmaktan daha acı verici değildir…* Goethe

Yeni Üyeler

Tüm üyeler

Anketimize Katılın

Toplam 0 oylama

Popüler Etiketler

Tüm Etiketler