Takip edin :
Son güncelleme 17 Nisan 2014 - 07:05

Psikoloji - Psikiyatri - Psikolog - Depresyon - Kaygı

Eşler Arasındaki Cinsel Soğukluğun Nedenleri

Tarih : 10.08.2010 Salı Saat : 09:26|Çıktı al

Eşler Arasındaki Cinsel Soğukluğun Nedenleri

Tatminkar bir cinsel ilişki için öncelikle kişinin kendi içinde bir istek duyması ve bu isteğin bir eşe yönelmesi gerekir. İsteğin kişinin içinde oluşması, bir eşe yönelmesi ve eşle doyurucu bir ilişkinin gerçekleştirilmesi sürecinde çok farklı etkenler rol oynar...

Bu makale 12.183 kez okunmuştur

Tatminkar bir cinsel ilişki için öncelikle kişinin kendi içinde bir istek duyması ve bu isteğin bir eşe yönelmesi gerekir. İsteğin kişinin içinde oluşması, bir eşe yönelmesi ve eşle doyurucu bir ilişkinin gerçekleştirilmesi sürecinde çok farklı etkenler rol oynar. Bu etkenler genel olarak üç ana grupta toplanabilir. Birincisi kişinin mizacı ve iç dünyasıyla ilgili psikolojik etkenler, ikincisi bedensel durumla ilgili biyolojik etkenler, üçüncüsü ise bizi kuşatan ve içinde yaşadığımız çevresel ve kültürel etkenlerdir.

Burada cinsel soğukluktan kastedilen şey, cinsel arzu ve isteğin az olması ya da hiç olmamasıdır.

Bu sorunun tanımlanması, konuyla ilgilenen hekimler arasında çok farklı tartışmalara yol açmıştır. Çünkü istek ya da arzunun objektif sınırlarını belirlemek oldukça güçtür. İster kadında ister erkekte cinsel isteksizliğin var olduğuna karar verebilmek için birçok kriteri göz önüne almak gerekmektedir. Bunlar özellikle, kişinin yaşı, mesleği, sosyal durumu, inançları, cinsellikle ilgili kültürel normları, cinsel isteğin yoğunluğu ve sıklığıyla ilgi öznel ifadeleri, eşiyle ilgili düşünce ve hisleridir.

İstek azlığı eşler arasında cinsel istek açısından belirgin bir fark olmadıkça önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaz.

Cinsel istek azlığı bir kadında iki şekilde bulunabilir. Birincisinde kadın ergenlik dönemine girdiği zamandan itibaren cinsel soğukluk içindedir. İkincisinde ise cinsel isteksizliği olmayan bir kadının, hayatının herhangi bir safhasında kendisini olumsuz yönde etkileyen olaylara bir tepki olarak cinsel açıdan isteksizleşmesidir.

Kabul etmek gerekir ki, insanların kendilerinin seçmedikleri doğuştan getirdikleri bir yapıları vardır. Bu yapı hayatın içinde şekillenerek değişebilir. Ama yine de, doğuştan getirdiğimiz bu özellikler eğilimlerimizin belirlenmesinde her zaman önemli bir rol oynar. Burada vurgulamak istediğimiz daha psikolojik, çevresel, kültürel etkenler devreye girmeden önce bile cinsel ilgi açısından insanlar arasında yapısal farklılıklar olduğudur. Eşler arasındaki cinsel istek düzeylerinin çok farklı olmasından dolayı cinsel isteği daha az olan eşin “cinsel açıdan soğuk” olarak nitelendirilmesinin en önemli nedeni bu doğal farklılık olabilir. Buradaki tehlike sorunu yalnızca yapısal farklılığa indirgeyerek cinsel soğukluğa yol açmış olabilecek diğer muhtemel nedenleri göz ardı etmektir.

Eğer bir kadın ergenlik dönemine girdiği andan itibaren cinsel istekte bir azlıktan söz ediyorsa, bu durum yukarıda bahsettiğimiz yapısal etkenlere bağlı olabilir. Ama pekala bu durum çocuğun cinsellik konusundaki tutum ve davranışlarını şekillendiren çevresel ve kültürel etkenlere, değer yargılarına bağlı da olabilir. Cinselliğin sürekli açıktan ya da ima yoluyla kötülük, günahkarlık, ahlaksızlıkla ilişkilendirildiği bir sosyal ve kültürel ortam düşünelim. Bu ortamda yetişen bir kız çocuğunun iç dünyasında nasıl bir cinsellik kavramı vardır. Böyle yetişen bir kız çocuğunun yine benzeri değer yargılarıyla yetişmiş bir erkekle evlendiğinde cinsel duygularını tabii bir biçimde duyumsayıp, geliştirip birliktelik içinde ifade edebilir mi? Bu olumsuz etkenlere ek olarak bu kız çocuğu bir de iradesi dışında istemediği bir evliliğe zorlanmışsa, cinsel soğukluk zaten beklenen bir sonuç olmaz mı?

Daha önceden cinsel soğukluğu olmayan bir kadında hayatının herhangi bir döneminde cinsel isteksizlik ortaya çıkmışsa farklı etkenleri düşünmek gerekir. Bedensel bir hastalık ya da bu hastalıkların tedavilerinde kullanılan bazı ilaçlar cinsel istekte bir azalmaya yol açabilir. Başta depresyon olmak üzere psikolojik sorunlar ve örseleyici, yıpratıcı hayat olayları da cinsel isteksizliğe yol açan en önemli etkenler arasında yer almaktadır. Depresyonun cinsel istekte azalmaya yol açtığına dair birçok bilimsel çalışma mevcuttur. Bu konu önemine binaen daha sonra ayrı bir başlıkta daha geniş olarak ele alınacaktır. Anksiyete (kaygı-endişe) de cinsel isteksizliğe yol açan etkenler arasında yer alır. Anksiyete özellikle cinsel döngünün istek fazını baskılar. Birçok gayri iradi ve bilinçdışı korku bu anksiyeteyi tetikleyerek ortaya çıkarır. Bu meyanda cinsel dürtüler üzerinde kontrolü kaybetme korkusu, gebe kalma korkusu, çok yakın olma ve sonrasında zedelenme korkusundan bahsedilebilir. Yine de bu tür korkulardan kaynaklanan anksiyeteyi, cinsel isteksizliğin bir nedeni olmaktan çok sorunun süre gitmesine yol açan bir etken olarak düşünmek daha doğru olur.

Cinsel isteksizliğin nedenlerinden biri olarak bıkkınlıktan da söz etmek gerekmektedir. Uzun yıllar birlikte yaşayan eşler sürekli aynı fiziksel ortamda aynı biçimde ilişkiler kurarlar. İlişkinin her adımının önceden bilinmesi eşlerde bir bıkkınlığa yol açabilir.
Bu konuda erkek ve kadınlar arasındaki biyolojik farklılıkların bilinmesinde de yarar vardır. Erkekler açısından cinsel isteğin en yoğun olduğu dönem genel olarak geç ergenliktir. Kadınlarda ise bu dönemin genel olarak 35 -40 lı yaşlar olduğu söylenebilir.

Bu psikolojik ve çevresel etkenler yanında biyolojik etkenler de cinsel istekte azalmaya yol açabilir. Öncelikle belirtmek gerekir ki yaşlanmaya bağlı olarak cinsel istekte bir azalma olur. Kadınlarda gebelik, doğum sonrası (postpartum dönem-lohusalık dönemi) ve emzirme dönemleri hem biyolojik hem de psiko-kültürel açıdan kadın cinselliğini etkiler. İnsan dışındaki diğer memelilerde cinsellik tamamen hormonların kontrolü altındadır ve bu canlılarda gebelik süresince cinsel etkinlik olmaz. İnsanda ise hormonlar cinsel etkinliği belirleyen faktörlerden sadece birisidir. Dolayısıyla gebelikte kadınlarda cinsel istekte azalma olabilir ama tümüyle ortadan kalkmaz. Bu azalma da hormonal etkenler yanında belki daha fazla psiko-kültürel etkenlere bağlıdır. Ayrıca gebeliğin ilk aylarında ortaya çıkan bulantı, halsizlik ya da son aylarında kadın bedenindeki şekil ve mekanik değişiklikler cinsel etkinliği olumsuz yönde etkiler.

Hemen hemen tüm toplumlarda doğumdan sonra belli bir dönem (lohusalık dönemi) cinsel ilişki yasaklanır. Bizim kültürümüzde bu doğumdan sonraki 40 günlük süreyi kapsar. Bu açıdan toplumumuzda “kırkı çıkma” tabiri çok yaygındır. Aslında rahimin toparlanmasının (uterus involusyonu) 40 günde tamamlandığı düşünülürse, bu kadındaki biyolojik bir değişikliğe karşılık gelmektedir.

Emzirme döneminde de hem biyolojik hem de psiko-kültürel etkenlere bağlı cinsel istekte azalma olabilmektedir. Bu dönemde kadında süt salgısını sağlayan prolaktin dediğimiz hormon artmakta, bunun sonucu olarak da kadın üreme organlarının işlevleri baskılanmakta ve kadınlık hormonu olan östrojen azalmaktadır. Tüm bu hormonal değişiklikler kadın cinsel organında atrofiye ve kuruluğa yol açmaktadır. Bu biyolojik değişiklikler yanında, kadının psikolojik olarak çocuğuna odaklanması da cinsel ilgilerinin azalmasına yol açabilmektedir. Menopoz da kadında hem biyolojik hem de psikolojik değişikliklerin olduğu önemli bir dönemdir. Bu konuda ‘Menopoz Sendromu’ bölümünde detaylı bilgi bulabilirsiniz..

Cinsel İsteksizlik Nasıl Ele Alınmalı ve Tedavi Edilmeli?

Eşlerin cinsel istek düzeyleri belirgin olarak farklı olduğu zaman ilişkide sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu durum eşler arasında yanlış anlamalara ve ciddi çatışmalara yol açabilmektedir. Tedavinin amacı eşler arasında bir uyum oluşturmaktır. Eğer eşlerden birinde belirgin düzeyde bir istek azlığı varsa, bunun nedenlerini anlayıp istek düzeyini arttırmaya çalışmak gerekir. Bazen de eşlerden birinde aşırı isteklilik ve talepler varsa dengeyi sağlamak açısından bu istek ve talepleri azaltmak gerekebilir. Eğer amaç eşler arasında bir uyum ve ahengin oluşturulmasıysa bu tek bir eşin sorunlarına odaklanarak yapılabilecek bir şey değildir.

Daha önce de söylediğimiz gibi toplumumuzda genel olarak yetiştirme biçimine bağlı olarak kadınlarda cinsellikle ilgili olumsuz duygu ve düşünceler vardır. Daha evlenmeden önce birçok kadında cinsel ilişkinin zor ve acı verici bir iş olduğuna dair bir kanaat yerleşir. Hangimiz zor ve acı verici olduğunu düşündüğümüz bir şeyi gönüllüce yaparız? Daha da ötesi, cinsellikle ilgili bu yanlış inanç kadınları psikolojik açıdan öylesine derinden etkiler ki, cinsel ilişki gerçekten de zor, acı verici, tatsız bir işe dönüşür. Böyle bir durumda kadın hoşnut olmadığı bir şeyi sırf görevi olduğunu düşünerek yapar. Bir de kadınların cinsellikle ilgili hislerini ifade etmesi hoş karşılanmaz. Sanki bu düşük, ahlaksız kadınlara özgü bir özellikmiş gibi algılanır. Oysa ifade edilmeyen hisler paylaşılamaz ve zenginleştirilemez.

Böyle bir durumda erkekler şu soruyu kendilerine sormalılar: “Eşim cinsellikle ilgili duyumlarını hislerini ifade etse ben nasıl karşılarım? Bu konuda eşimi rahatlatıyor ve ona destek oluyor muyum? Yoksa evliliğimizde klasik erkeklik ve kadınlık rollerini itinayla korumaya mı çalışıyorum?” Aslında her iki eşin de bu ve buna benzer soruları kendilerine sormaları çok yararlı olur. Bu sorular kalıplaşmış ilişki biçimlerinin dışına çıkıp daha güzel bir ilişki geliştirmenin ilk adımı olabilir.

Burada klasik diye belirttiğimiz erkeklik ve kadınlık rollerinden de kısaca bahsedelim. Klasik erkeklik özellikleri, cinsellikle ilgili kafasında bir soru ve şüphe olmayan, cinsel ilişkiye her an istekli, hazır, cinsel ilişkide aktif, belirleyici, haşin, ilişkide eşine pek insiyatif bırakmayan şeklinde özetlenebilir. Klasik kadınlık özelliklerini ise, mahcup, sıkılgan, duygularını ve düşüncelerini ifade etmeyen, ilişkide pasif şeklinde belirtebiliriz. Aslında burada cinselliğin bedensel olmaktan çok, bilinçsel olduğunu vurgulamak istiyoruz. İnsan olmanın zorluğu ve güzelliği burada. Daha önce şu ve bu nedenden oluşmuş ve bizi menfi yönde etkileyen düşünce ve davranış kalıplarımızı değiştirebiliriz. Ama bu bilinçli bir gayret gerektiriyor.

Cinsel soğukluk ve isteksizliği gidermede bazı bedensel egzersizlerin de çok yararı vardır. Bu egzersizler hem dokunma duyusunun geliştirilmesini hem de vücudun hassas bölgelerinin keşfini sağlar. Bu faydaları temin etmek için, şu tür egzersizler tavsiye edilebilir:

Öncelikle ılık bir banyo alınır. Zihnen rahat ve kasların olabildiğince gevşemiş olmasına gayret edilir. Vücut sabunlanır. El vücudun değişik bölgelerinde gezdirilerek, hangi vücut bölgelerinin dokunmaya daha hassas olduğu anlaşılmaya çalışılır. Bazen hafifçe okşanır bazen de basınç uygulanır ya da sıkılır. Böylelikle uyaranlar arasındaki farkı ayırt edilmeye başlanır.

Daha sonra doğrudan cinsel organlara yönelik egzersizlere geçilir. Öncelikle cinsel organı çevreleyen kasın hissedilmesi, keşfi önemlidir. Eğer idrar tutulup bırakılıyormuş gibi yapılırsa, bu kas kolay fark edilir. Bu egzersize devam edilirse, kadın bu kasın kullanımını öğrenir. Bu da cinsel ilişki esnasında alınan hazzı arttırır. Daha sonra parmak cinsel organ üzerinde gezdirilir. Özellikle klitoris (bızır) üzerinde parmağın dairesel ve aşağı yukarı hareketleri dokunma duyusu ve hislerin geliştirilmesinde çok yararlıdır.

Bazılarımızda bu tür egzersizleri uygulamak, hatta düşünmek bile rahatsızlık uyandırabilir. Bazılarımıza da kişinin kendi kendine dokunması, bir anlamda uyarması tuhaf gelebilir. O zaman şöyle düşünelim: Cinsel soğukluktan dolayı eşinizle ilişkileriniz çok kötü gidiyorsa ya da bu sorun hayatınızın diğer alanlarını da olumsuz etkiliyorsa, bu sorunu çözmenizde yardımcı olabilecek bazı egzersizler neden tuhaf ya da kötü olsun? Ayrıca bu egzersizleri eşinizle de uygulayabilirisiniz; hatta bu daha da yararlı olabilir.

Uzun süredir beraber yaşayan eşlerin ilişkileri zamanla monotonlaşabilir. Aslında sürekli aynı şekilde tekrarlayan her şey insanda bıkkınlık yaratır. Eşler birbirlerini sevdiği halde cinsel ilişki her iki eş için de sıkıcı hale gelebilir. Bu tür durumlarda küçük değişiklikler yapılması ilişkileri tekrar canlandırabilir. Mesela bazen kısa ayrılıklardan sonra bir araya gelindiğinde insanın algılama ve hissediş biçimleri değişebilir. Hepimiz sürekli yaşadığımız bir yerden bir süreliğine ayrılıp geri döndüğümüzde her şeyin gözümüze farklı göründüğünü tecrübe etmişizdir. Eskiler bunu ‘Tebdil-i mekanda ferahlık vardır’ diye çok güzel söylemişlerdir. Çünkü alışılmış olanın dışına çıktığımızda algılama şeklimiz değişir; ruhumuz adeta tazelenir.

Sürekli aynı şekilde tekrarların canlılığı nasıl öldürdüğünü bir bilimsel deneyi aktararak anlatmaya çalışalım. Bu deney insan beyninin monoton uyarılara nasıl tepki verdiğini anlamak için düzenlenmiştir. Bu amaçla deneye tabi tutulan kişi sesten yalıtılmış, yani ses geçirmeyen bir odaya konur. Odada saat gibi ritmik ve aynı tonda ses çıkaran bir alet vardır. Deneğin başına elektrotlar bağlanır. Bu elektrotlar beyindeki elektrik sinyallerini ölçmektedir. Elektrotlar yardımıyla monoton ses uyarılarına karşı deneğin beyninin verdiği elektrik sinyalleri ölçülür. Sonuç ilginçtir. Beyin başlangıçta ilk ses uyarılarına güçlü bir elektriksel cevap vermekte zamanla cevaplar zayıflamakta sonunda da kaybolmaktadır. Ama sesin tonu ya da ritmi değiştirildiğinde beyin tekrar güçlü bir şekilde tepki vermeye başlamaktadır.

Bu deneyin sonucundaki ilginçlik şuradadır: İnsan beyni monoton şekilde tekrarlayan uyarılara zamanla cevap vermemeye başlıyor, yani onları yok farz ediyor. Bu tıpkı oturduğumuz koltuğu zamanla hiç hissetmemek ya da bir şelalenin yanında yaşayan insanların bu şelalenin sesini hiç duymamaları gibi bir şeydir. Eşlerin birbirlerine verdikleri uyarı hep aynı şekilde olursa, tıpkı deneydeki gibi verilen tepkilerde zamanla sönükleşir. Oysa küçük değişiklikler bile, bir kıyafet değişikliği, tavırlardaki bir değişiklik, mekan değişikliği ilişkiyi canlandırabilir.

Cinsel soğukluğun nedeni bazen de eşler arasındaki geçimsizlikler ve çatışmalar olabilir. Hatta bu sorunun cinsel isteksizlik ve soğuklukta düşünüldüğünden çok daha önemli olduğunu söyleyebiliriz. Eğer cinsel soğukluğun temelinde bu tür çatışmalar varsa çiftin bu sorunu kendi başlarına çözmeleri genellikle zordur. Bu tür durumlarda bir uzman eşliğinde çiftin beraber katılacakları bir aile terapisi çok yararlı olabilir.

* Yazarın ‘Cinsel Sorunlar ve Çözüm Yolları’ adlı kitabından alınmıştır.

Prof. Dr. Hayrettin Kara

Kullanıcı yorumları

Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.
İlgili Foto Galeriler
İlgili Video Galeriler

Bu Makaleler de İlginizi Çekebilir

Cinsel soğukluk ana sayfa
Eğer elindeki tek alet çekiç ise her şeyi çivi olarak görmeye başlarsın.Anonim

Yeni Üyeler

Tüm üyeler

Anketimize Katılın

Toplam 0 oylama

Popüler Etiketler

Tüm Etiketler